İLHAM VEREN -İLHAM SÜHEYL AYGÜL “var olmak yaptığınız işlerle dünyaya ilham katabilmektir”

indir

İLHAM VEREN ;

VAR OLMAK YAPTIĞINIZ İŞLERLE DÜNYAYA İLHAM KATABİLMEKTİR.

 

YAZAR:İLHAM SÜHEYL AYGÜL

GÜZEL BAŞLANGIÇ:

*Güzel göz, başkalarındaki iyiliği görendir….

*Güzel dudak, sevecen sözcükler söyleyendir…

*Var olmak, yaptığınız işler ile Dünyaya İlham katabilmektir…

*Yaşamım boyunca karşıma çıkan güzel gözlü, güzel sözlü yaratan ve şaşırtan, ezber bozarak yaşamıma anlam katan tüm ilham veren insanlara……

Sayfa 13: BEN KİMİM NE İSTİYORUM:

Yaşamınızın sonuna kadar sıkıntısız yaşayabilecek kadar paranız olsaydı, şuan yapmakta olduğunuz işi yapar mıydınız?

Dünya ortalamasına yakın bir oran olan %20 çıkıyor. Evet dünyada çalışanların sadece %20 si işinden memnun. Evinizdeki mutluluk işe yansımıyor. Ama işinizdeki mutluluk eve yansıyor. Tabii mutsuzlukta!

 

Sayfa 14:Hayatta aslında cevaplanması gereken iki temel soru var:

1.Bne kimim?

2.Ne istiyorum?

 

Sayfa 23:Burada ortaya çıkan kritik tespitler;

*Algoritmik işler söz konusu olduğunda öne çıkan havuç-sopa yöntemi (harici ödül ve cezalar) halen işe yarasa da keşifsel işlerde bu tür harici motivasyon uygulamaları bırakın yararı, oldukça olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.

*Keşifsel işler harici motivasyonla değil içsel motivasyonla yapılabilir.

*İçsel motivasyon yaratıcılığın yardımcısıdır.

*Dış motivasyonun amansız kontrolcülüğü yaratıcılığa yıkıcı zarar verir.

Sayfa 33:Ancak hiçbir manipülasyon sadakat üretmez. Siyasette uyguluyorsanız seçim başarısı gelebilir, ama bu sizi lider yapmaz. Firma olarak uyguluyorsanız satışlarınızı artıracağınız kesindir, ama hitap ettiğiniz insanları devamlı müşteri haline getirmeniz şüphelidir. Manipülasyon sayesinde seçim kazanıldıktan sonra ne yapılacak belirsizdir. Kar elde edildikten sonra ne yapılacak belirsizdir.

Bir şeyi manipülasyonla kazanıyorsanız yine manipülasyonla kaybedersiniz. Fiyatla kazanırsanız daha iyi karşı fiyatla kaybedersiniz, promosyonla kazanırsanız daha iyi bir karşı promosyonla kaybedersiniz, korkuya dayalı mesajla kazanırsanız daha ürküten bir mesajla kaybedersiniz, arzu uyandıran bir mesajla kazandıysanız gene daha cazip bir mesajla kaybedersiniz. Bu işin ironik tarafıdır. Ve işe yarıyor olması doğru olduğu anlamına gelmez.

Sayfa 37:İki türlü yetenek vardır.

Doğuştan gelen ve varlığıyla daha küçük yaşlarda göz kamaştıran yetenek, hazır işlenmiş elmas(gift).Diğeri ise doğuştan geldiği şüpheli olsa da varlığı hep bilinen ve hissedilen yetenek, işlenmesi gereken elmas (performance).

Sayfa 40:Yetenekli insanların sincaplar gibi kümese kilitlenmeleri sıklıkla karşılaşabilecekleri bir piyasa gerçeğidir ama onlarında yeteneklerinin farkında olması ve dışarıyı dinledikleri kadar kendi içsel seslerine de kulak vermesi gerekir.

Herkes aynı gökyüzüne bakar,ama herkes aynı ufka sahip değildir. (KONRAD ADENEUER)

Sayfa 43:Peter Schutz’un bu konuda bir sözü var:”Karakteri işe alın, yeteneği eğitin (hire character,train skills)”

Bugünkü arayışlara bakıldığında, kurumlar genelde ne karakter ne de yetenek arayışında.Hepsi iş tanımına uygun bir profil peşinde oysa asıl olan, karakter ve onun üzerinde inşa edilecek yetenektir. İstemci firmalar genelde söz konusu yeteneğin geliştirmesi için gereken zaman ve maaliyeti düşünerek hareket etmekte.Oysa bir karakter hiçbir şekilde öğretilebilir değildir.Bu hiçbir şekilde unutulmamalı, bu doğrultuda hareket edilmelidir.

Adayların mevcut yetenekleri ile pozisyonun gerektirdiği özellikler arasındaki farkın giderilebilir olup olmadığı (teachable fit) kritik önem taşır. Bu durumlarda Schultz’un önerisi fevkalade anlamlıdır. Karakter güçlüyse ve şirketin değerleriyle örtüşüyorsa yeteneklerinin iş tanımına uygun olması şart değildir. Karakterin işe alınıp yeteneği doğrultusunda eğitildiğinde kesinlikle yararlı olacaktır. Unutmayın, yetenek eğitilir, ama karakter asla! Karakter ağaçtır, yetenek ise onun gölgesi.

Sayfa 44:Yetenek avında yanlış kişiyi işe almaktansa elli kişiyle mülakat yapıp hiç birini işe almamak daha iyidir. Bir yeteneği işe alırken üç şeye bakılır; karakter, zeka ve enerji. Bunların arasında en önemlisi karakterdir. Çünkü o yoksa diğer iki özellik kurumunuzun sonunu getirebilir!

Neyi temsil ettiğin ,ne yaptığın kadar veya ondan daha öenlidir.(SİMON WOODROFFE)

Sayfa 51:Ancak Süpermen’in aslında “Ben süperim” dediği için değil, başkaları ona “Süperman” dediği için Süperman olduğunu unutmamak lazım.

Sayfa 52:İşe aldığı ve yaralarını iyileştirdiği, ama bir süre sonra kanatlanıp uçmak istediklerinde onları sırtlarından sıvazlayarak ve kocaman bir gülümsemeyle uğurlayan, kattıkları değer için teşekkür ederek onları onore eden ve yollarının açık olmasını tüm kalbiyle isteyen bir İK yöneticisidir.

Sayfa 67:Ülkemizde maalesef bir  çok insan koltuk liderliği yapıyor. Etkili olmak için koltuktan aldığınız değil, koltuğa ve çevrenize kattığınız güçle etkin hale gelebilirsiniz diyerek görüş birliğine varıyoruz.

Sayfa 68: Sohbetin sonunda Koltuk Yöneticisi (KY) ile Etkili Yönetici  (EY) arasındaki farkları ortaya koymanın iyi olacağının düşünüyoruz. Konuştuklarımız çıkarıma dönüştüğünde ;

1-KY, işi doğru yapar (kalite).EY,doğru işi yapar.(Strateji)

2- KY, idare (manage) eder.EY, liderlik (lead)eder.

3-KY,talimat verir. EY ikna eder.

4-KY taktik uygular. EY strateji set eder.

5-KY,mevcut ortamı sürdürür. EY değişim yapar.

6-KY,riski yönetir. EY,risk alır.

7-KY ,teknik olmayı gerektirir. EY vizyoner olmayı gerektirir.

8-KY’nin IQ’su (analitik zekası) yüksektir.EY’nin IQ dışında ayrıca EQ’su(sosyal zekası) da yüksektir. Algıyı ve ilişkiyi yönetmek için buna ihtiyacı vardır.

9-KY,motive eder. EY, ilham verir.

10-KY,görünene ,şimdiye, sonuca odaklıdır.(tangible) EY ise görünmeyene, geleceğe ve sürece odaklanır.(intangible)

11-KY,küçük ölçekte başarılı iş yapabilir. Büyük ölçekte başarılı olmak içinse EY olmak gerekir.

 

Sürü tersine dönünce ,uyuz keçi lider olur.(İrlanda Özdeyişi)

Sayfa 72:”Bak evlat” derdi.

1-Eğer kendine ve başkalarına karşı dürüst olmazsan,

2-Sorumluluk almayıp hesabını kitabını bilmezsen,

3-İnsanları tanımazsan,

4-Ayağını yorganına göre uzatmazsan,

5-Şartlara göre esneklik kazanmazsan,

6- Verdiğin sözü tutmazsan,

7-Kimseye güvenmezsen,

Başarısız olacağın kesin!

“Gitarcının işi gitar çalmak, erdemli gitarcının işi iyi çalmaktır” derdi.

Sayfa 85:En büyük yalanlar da kendimize sakladığımız yalanlar. Her yalancının bir bahanesi vardır. Yalanıyla yaşayabilmek için kendisine anlattığı bir hikaye.

Sayfa 87:Satırların yazarı olarak, yalanı sigara içmeye benzetiyorum. Kutusunun üzerinde her ne kadar tehlikeli ve zararlı olduğu yazsa da, çevremizde sebep olduğu olumsuz sonuçlar hafızamızda kayıtlı olsa da bir şekilde ona ihtiyaç duyar, bu sıkıntılardan bizi arındıracakmış gibi arada bir içer yada abartıp alışkanlık haline getiririz. Herhangi bir dertten yada sıkıntıdan kurtardığı şu ana kadar görülmese de alışkanlık haline getirince bırakması çok zordur. Bu nedenle en iyisi hiç başlamamaktır.

Gördüklerinizin yalnızca yarısına inanın, duyduklarınızın hiçbirine.(Edgar Allen Poe)

Sayfa 97:

1-Gözlem: Patron son sözü söylemek ister. Patron olduğunu hissetmek ister.

2-Gözlem:Patron yöneticilerinin birlik olmasını istemez. Olurlarsa zaten patron onlara söz geçiremez.

3-Gözlem: Patron yöneticilerden sadece birisinin fazla öne çıkmasını istemez.Bir yönetici çok sivrilirse ya patrona problem olur, ya rakibiyle birleşir ya da kendi şirketini kurup rakip olur diye düşünür.

4-Gözlem:Bazı patronlar zaman zaman arkasından iş çevrildiğine dair olumsuz duygular yaşar bu yüzden her şeye müdahil olmak ister.

 

Sayfa 99:İş hayatını bir deniz, kendinizi de çilekli pasta sever biri olarak düşünebilirsiniz. Balık tutmaya gittiğinizde oltanın ucuna çilekli pasta değil solucan bağlamak zorundasınız. Zira onlar solucan severler. Ancak bu sizin çilekli pasta sevmekten vazgeçmeniz demek değildir.

Sayfa 102:İnsanların kurban rolünü seçmesi birazcık ta olgunlaşmamış olmalarından kaynaklanır. Mutluluk olgun olmayan insanlara zaten uğramaz.” Olgun olmanın en belirgin özelliği nedir?” diye sorarsanız bu “sizi kimsenin kurban yerine soyundurmaya gücünün yetmeyeceğini bilmek gerçeği”dir.

            Pozitif psikolojiyle uğraşanların ifade ettiği gibi “bu hayatta öğrenilmiş veya öğretilmiş çaresizlik varsa öğrenilmiş iyimserlikte mutlaka olmalıdır.”

 

Sayfa 105: ”Üniversitelerin patlayıp çok önemli sayıldığı bir dönemde, dünyada yükselmek için en önemli akçenin “Diploma sahibi olmak”gerektiği konusunda birileri insanların kulaklarına bir şeyler fısıldamamış olsaydı; Dünya bazı olağanüstü bahçıvan, aşçı, şair, heykeltraş, ressam,sporcu ve yazarlardan mahrum kalmayacaktı.

 

Hayat bir iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar kaderi kartlarla nasıl oynadığınız ise özgür iradeyi temsil eder.(Jawaharlal NEHRU)

 

Sayfa 106:   AĞ DEĞİL,BAĞ KURMAK

Berrak bir sabahın erken saatlerinde esentepedeki bankalar caddesinde arabayı otoparka teslim edip toplantım olan istemci firmayla buluşmak üzere,kafamda düşüncelerle hızlı hızlı ilerliyorum.

Kafamdaki düşünceler,arkamdan adımın seslendiğini duyunca dağılıp gidiyor birden. Dönüp bakınca,bana doğru yaklaşmakta olan eski bir beyaz yakalı dostumu görüyorum. Samimi bir şekilde boynuma sarılıyor. Şubesinin önünden geçerken beni gördüğünü işi gücü hemen bırakıp arkamdan koştuğunu anlatıyor nefes nefese. Bir anda mutlu oluyorum. Uzun süredir görmediğim için ayak üstü sohbet bize yetmiyor,hızla bir kahve içmek için önünde durduğumuz pastaneden içeri giriyoruz. Kurumdan ayrıldıktan sonra neler yaptığını anlatarak başlıyor söze.O dönemden yaşadığı bir olayda herkes üzerine gelince nasıl yalnız kaldığını bu yüzden işten ayrılmayı düşündüğünde verdiğim desteğin onun için ne kadar önemli olduğunu sevgi dolu gözlerle anlatıyor. Aklıma iyilik yap, İyilik bul (Pay It Forward) filmi geliyor. “Dünyayı değiştirmek için parlak bir fikir üretin!ve uygulamaya geçirin!”Trevor’un bulduğu yöntem gayet basittir.B irisi için gerçekten önemli olacak bir iyilik yapacak (örneğin onu intihardan vazgeçirecek )iyilik yapılan kişi de buna karşılık üç yeni kişiye iyilik yapacak,sistem bu şekilde genişleyerek devam edecek  ve bu rüzgarla evrensel bir iyilik ve nezaket akımı başlayacak. ”Böyle bir film vardı,anımsıyormusunuz?”diyorum beyaz yakalı dostuma.

“İmkansız mı sence?”diye soruyorum.Artık müdür olan dostuma ,”Eski müdürüne bahsettiğin borcunu ödemenin en iyi yolu, benden gördüğün iyiliği başkaları ile paylaşarak iyiliği ileriye taşımak,”diyorum.O da duraksamadan söz veriyor,keyifle gülüşüyoruz.Bir dahaki sefer daha uzun bir görüşme sözüyle sarılıp ayrılıyoruz.

Seçme-yerleştirme alanında düşmanlık yaparken profosyenel anlamda binden fazla kişiye daha iyi bir pozisyona taşımamız söz konusu oldu.Ancak bunun en az iki katı adayı da tamamen karşılıksız olarak yerleştirme konusundada aktif rol oynamışızdır. Minnet ifade eden bu kişilerden tek istediğimiz, kendileri gibi birilerini görünce ellerinden tutmak konusunda cömert olmaları.

Klasik bir hikaye vardır.Yazı yazmak için Okyanus sahillerine giden bir yazar,sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca,bu kişinin sahile vuran deniz yıldızlarını okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder.

Genç adama yaklaşır;

“Neden deniz yıldızlarını okyanusa atıyorsun?”

Genç adam yanıtlar:

“Birazdan güneş yükselip sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler.”

Yazar sorar:

“Kilometrelerce sahil,binlerce deniz yıldızı var. Ne fark eder ki?”

Genç adam eğlir,yerden bir deniz yıldızı daha alır,okyanusa fırlatmadan önce elini açıp yazara gösterir ve ekler:

“Onun için fark eder!”

Evet.başkalarının hayatlarına dokunabiliyor musunuz?

Hayatta seyirci değil, oyuncu olarakmı katılmayı tercih ediyorsunuz?

İnsanların hayatlarına dokunabilmeyi başarabiliyormusunuz?

İnsanlarla ağ değil,bağ kurmayı kalplerine dokunmayı hiç deniyormusunuz?

Etrafınızda, sosyal medyada yüzlerce takipçiyle ağ kurarak kendisine network oluşturduğunu ve takipçileriyle güçlendiğini sanan insanlar var.

Oysa sadece örümcekler ağ kurarak,insanlar ise kalpleriyle bağ kurarak güçlenirler.

Üniversite yüksek lisans öğrencilerine konuşmalar yaparken bana “başarının sırrını” sordukların da şöyle özetlemeye çalışırım:” İnsanlarla bağ kurmak”kalplere dokunmak”yani bir anlamda “karşılıksız cömertlik.”

Bir çok insan, insanlar arasındaki ilişkilerin sınırlı ve sonu olan şeyler olduğu için de başkaları için de başkaları için onu tüketmemek gerektiğini düşünüyor. oysa ilişkiler kaslar gibidir,ne kadar çok çalıştırırsanız o kadar çok gelişir ve güçlenirler.

İnsanlara “bana nasıl yardımcı olabilirsiniz?” şeklinde değil “Size nasıl yardımcı olabilirim?” anlayışıyla yaklaşmak önemlidir.ne kadar çok insana yardım elinizi uzatırsanız,o kadar çok sayıda insandan size yardım eli uzanır.

İlişkiler güvenle sağlamlaşır.İnsanların güvenini, onların sizin için yapabileceğini sorarak kazanamazsınız. Onlar için birşeyler yaparak güvenlerini kazanırsınız. Gerçek insan ilişkilerinde altın kural, ne kadar hırslı yada ne kadar talepkar olduğunuz değil,ne kadar cömert olduğunuzdur. Almadan vermek her zaman iyidir.

İş dünyasında döngüler vardır. Bunlar gelir geçer.Ama dostlarımız ve güvenilir tanıdıklarımız bakidir. Bilginiz,deneyiminiz, yada çok çalışkan olmanız sizi zora düştüğünüzde kurtarmaz. Bir işbirliğine,bir finansa,bir akla,bir yardıma,bir umuda veya bir yoldaşa ihtiyaç duyduğunuzda her zaman güvenebileceğiniz tek bir yer vardır. Oda dostlarınızdan ve arkadaşlarınızdan oluşan çevrenizdir.

Beşyüz kişinin yer aldığı bir seminerde konuşmacı birden durup bir grup çalışması yapmaya karar verir.Herkese bir balon vermeye başlar ve bir keçeli kalemle balonlarının üzerine adlarını yazmalarını ister. Sonra bütün balonları toplatır ve bir odaya kapatır. Katılımcılar sonra odaya alınır ve beş dakika içinde havada duran ve üzerinde isimlerinin yazdığı balonları bulmaları söylenir. herkes deli gibi kendi adına yazan balonu aramaya başlar.Bu sırada çarpışırlar ya da birbirlerini iterler,yani tam anlamıyla bir kargaşa oluşur. Beş dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamaz.

Konuşmacı bu sefer herkesin havadaki herhangi bir balonu tutup aşağı çekmesini ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyler.Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştur.

Öykü bize derki:”Yaşamda herkes büyük bir hırsla sağa sola saldırıp mutluluğu arıyor ve ne yazıkki nerede olduğunu bulamıyor. Oysa bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Onlara mutluluk verin; sizinki size gelecektir.”

             Şimdi havada duran ilk balonun ipini tutup aşağıya çekin ve üzerinde yazan isme seslenin.O kişiye yardımcı olun ve onun kalbine dokunun.

            Bağ kurduğunuz, cömörtlik yaptığınız insanlar size geri vermese de evren size yapılan iyiliği fazlasıyla geri verecektir, buna yürekten inanın!..

En iyi oynadığın oyun,oynadığının farkında olmadığın oyundur.(John KATZENBACH)

 

Sayfa 112: İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki belkide yaşamadıkça, güzel şeyler yapmadıkça yaşlanırlar.

Hepimiz korkularımız kadar yaşlı,umudumuz kadar genç değilmiyiz? 

Hayat ondan sıkılabileceğimiz kadar uzun ve nasıl geçtiğini anlayamayacağımız kadar kısa değilmi?

 

Sayfa 113:Genç kalmak değil zamanı yakalamak önemli olan,zamanla yarışmak değil zamanla barışmak kritik olan.

            Bir kova dolu suyun içine elinizi sokup çıkarttığınız da oluşacak boşluk süresi kadar evrende yer tutuyor insan.

            Bu kısa sürede marifet ,zaman torbasının içini en iyi şekilde doldurmak!

            Denize bırakılmış b ir balık gibi kaybolup gitmemeli dostlar!

            Hayatın trajedisi ölüm değil,yaşarken ölmesine izin verdiğimiz şeyler.

            Talih, insana bütün nimetlerini verse de onları tadabilecek bir ruh gerekir.

            Bizi mutlu eden birşeyin sahibi olmak değil, bir şeyi tadına varabilmektir.

 

Belki de en doğrusu bu noktada Şems-i Tebrizi’nin sözlerine kulak vermek:

            Bir şey yap güzel olsun…

            Çok mu zor o vakit güzel bir şey söyle…

            Dilinmi dönmüyor? 

            Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz…

Beceremez misin?

O zaman güzel bir şeye başla…

Ama hep güzel şeyler olsun…

Çünkü insan hep ölecek yaşta…

 

 

 

 

 

Reklamlar

İLHAM VEREN -İLHAM SÜHEYL AYGÜL “var olmak yaptığınız işlerle dünyaya ilham katabilmektir”” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s